25 Nisan 2008 Cuma

likantropsun sen

bence kurtadamların (veya işte memleketine göre kaplan adam ayı adam filan da olabilir) undead sayılmaması haksızlık. vampirlerin ve zombilerin oyun oynarken kurtadamları aralarına almadığını düşünüyorum.

ayrıca kurtadamın bitişik mi ayrı mı yazıldığını araştırmayacak kadar tembel bir insanım.

20 Nisan 2008 Pazar

lanet olasıca ilkbahar!!!

biz evdeydik, o arada ilkbahar gelmiş.
nisan da dedikleri kadar zalim bir aymış (hatta ayların en zalimiymiş), çok sıcaktı of?!?!?! (bu ünlemler ve soru işaretleri sana nisancığım, canım)
bir insana bu kadar da eziyet edilmez ki. adam olan, ucundan azıcık azıcık göstererek ısıtır be bebeğim. holy shit.

14 Nisan 2008 Pazartesi

festival neş'esi

her normal istanbul genci gibi kendimizi festival filmlerine vurduk çağrımla. bi kaç film gördük 3 tane daha filan var gayet hoştu. ama işte bu kadar. filmler hakkında bütün söyleyebileceğim bu. yani şu şekilde kategorilendiriyorum filmleri;
- hoş bi filmdi, güzeldi, çook güzeldi. (beğenmişim bunları)
- ilginçti. (bunu çok da beğenmemişim ama konusu ilginç hımmm)
- değişikti. (bu ilginçten biraz daha aşağıda ama acıdığım için kötü diyemiyorum)
- van helsing. (kötü filmlere biz kısaca van helsing diyoruz)

goziden ders almalıyım.

11 Nisan 2008 Cuma

önce madencilik

çeşitli meslek erbaplarının kendi mesleklerini madencilikten sonra fiziki şartları en zor olabilen meslek olarak tanımladıklarına şahit oldum (şahitlik ederim ki).
ama herkes madenciliğin en zor meslek olduğuna hemfikir, madencilere çok şey borçluyuz insanlık olarak.

8 Nisan 2008 Salı

hamburgers, that's how

okumuşsunuzdur küçükken, demiryolu çocukları diye bi kitap vardır. 3 kardeş, babalarının hapse girmesi gibi bir sebeple anneleriyle birlikte şehirdeki rahat hayatlarından uzaklaşıp taşrada (bu kelimeyi kullanmayı çok istemiştim) bir eve yerleşirler falan filan, neyse. bütün kitabı anlatmayacağım,
sadece şunu; bir akşam üstü kahvaltısı sırasında (sanırım 5 çayı idi) çocuklardan biri tereyağlı ekmeğinin üzerine reçel sürmek ister de annesi ona hayır der, hem tereyağlı hem de reçelli ekmek yiyemezsin. o kadar zengin değiliz, istersen tereyağlı ekmek yiyebilirsin, sonra da reçelli ekmek.
ama ikisi birden, nıck, olmaz.
akşam yemeğim sırasında aklıma geldi bütün bunlar. çünkü ben de mesela ömrüm boyunca hamburger dediğimiz şeyden yiyemeyeceğim, eğer kendim de tekrar küçük bir dana ebatında olmak istemiyorsam. hamburger ekmeği yiyebilirim, köfte de.
ama ikisi birden, nıck, olmaz.

4 Nisan 2008 Cuma

3 Nisan 2008 Perşembe

martika minus t

simpsons ın cnbc e de son yayınlanan bölümlerinden birinde homer simpson amerikan ordusuna katılıyordu, amerikanlı ve ordulu filmlerden çok alışkın olduğumuz""çamurların içinde yerde sürünme oraya buraya koşturup talim yapma!!!!" sahnesinde de martika - toy soldiers şarkısının hani şu meşhur eminem in de (kendi kendime soru; acaba eminemin kızı şu anda kaç yaşındadır?) sample olarak kullandığı kısmını çalıverdiler, öylece birdenbire. onlar öyle birdenbire çalınca ben de bu şarkıdan ne kadar yürekten nefret ettiğimi hatırlayıverdim, o da çok ani oldu.
koku hafızası gibi bir de müzikal hafıza diye bir şey var sanırım; 89 yılında liste başı olmuş bu şarkı, ben de ilkokula başlamışım, öğle tatilleri beslenme kutusu içi gibi kokuyor, etrafta şalvar gibi tuhaf kot pantolonlar giymiş insanlar var, her şey alabildiğine sakil. evde de bir huzursuzluk, anneannemin eviyle ilgili bir sorun var, taşınmaları gerekecek. ama yani niye başka hiç bir şarkı değil de bu şarkı? niye yeke yeke veya lambada veya hala çok sevdiğim la luna değil de toy soldiers?

hah bir de o dönemden yine sezen cumhur önal ın programında sık gösterdikleri bi video klip vardı, (he is in the army tadında bir şey olabilir) askerler çamurun içinde koşuyorlardı biri vurulup düşüyordu. çok düşünmüştüm acaba kalkmış mıdır düştüğü yerden diye, çok acımıştım. ahaha bi de bi masal kitabımda üzerine hani şu ayaktan geçen bantlı taytlardan giymiş olan bi tilki vardı, ben onun ayağının yaralı olduğuna inanıyodum, o da ayrı bir üzüntü kaynağıydı benim için. çok zor bi çocukluk geçirmişim lan. yalnız ne hastalıklı bi çizeri varmış ki kitabın, taytlı bir tilki?? al işte bir seksenler vakası daha, seksenlerin bi kısmı yasaklansaymış keşke. 12 eylül de bir darbe de seksenlerin moda akımlarına vurulsaymış. (demokrasiyi top yapıp dizinde sektiren jeli-ben)

toy soldiers a olan nefretimi hatırlayıp martikanın ne menem bir bok olduğunu araştırırken, love thy will be done diye bir şarkısıyla karşılaştım. ki. şu sıralar kayıplarda olan bu hanıma karşı çok karmaşık hisler içindeyim.

kafamı karıştırıyorsun martika.

bloguma resim koymaya üşeniyorum, zaten hayal gücünüze de hep güvenmişimdir.

rüya

hep çok rüya gören biriydim ama bu aralar iyice abarttım rüya görme işini. hatta canım o kadar sıkılıyo ki evde oturmaktan, rüyalarım ilginç olduğu için uyanmamayı tercih ettiğim oluyo. gece uykuya dalmadan önce günün muhasebesini yapar gibi, sabahları uyandığımda (ne sabahı? en erken 12) bir süre rüyalarımın muhasebesini yapar hale geldim.
papatyalar vardı bir ara bol altın takılı tombik sarışın kadınların ezici çoğunlukta olduğu bir grup, hala duruyorlarsa onlara katılmayı düşünüyorum. ne işe yararlar bilmiyorum, sürekli dolar günü yaptıklarını hayal ediyorum. o kadar işlevsizim ki beni de memnuniyetle aralarına alacaklardır.

1 Nisan 2008 Salı

seni sevmiyorum wagamama

cuma akşamı taksimde çağrılarla buluştuğumuzda geç olmuştu, gözümüzün önünde wagamama vardı oraya girelim dedik.
ben yaklaşık hımm dur bir sayayım 5 aydır rejimdeyim, 5 aydır da doktorumun sözünü dinleyip protein ve karbonhidratları aynı anda yememeye çalışıyorum. aslında bu biraz sinir bozucu çünkü bence peynirli makarna dünyanın en basit ve muhteşem yemeklerinden biri -ki diğerinin de bir tür peynirli mantı olan piruhi olduğunu düşünüyorum-. ama. ı ıh. yemiyorum işte, inat ettim.
bu yüzden de cuma akşamı wagamamada ismini şu anda hatırlamadığım körili ve kızarmış sebzeli bi pilav sipariş ettim, çok çok açtım, yedim.
o kadar yağlıydı ki, 5 aydır yağda kızarmıs bir şey yememiş olan benim şu anda tam 4 tane sivilcem var. ve anladım ki, bir yemeğin vejetaryen olması onun yağsız olması anlamına gelmiyormuş. artık imtina edeceğim, gider çin büfede yerim çok gerekirse uzakdoğu mutfağı.

seni sevmiyorum wagamama. ama çok istersen bi yeşil çayını içerim.