1- kraliçe mary. 1 numaralı. bizim tudorların olan. hani zamanında bi sürü protestanı kendi elleriyle dövmüş (yok artık) , çok kan akıtmış. bloody mary deniyor bu hanıma lakap babında.
2- mary worth diye bir kadıncağız. çocuğunu mu çalmışlar bişey olmuş intihar etmiş bu. aynaya bakıp 3 5 kere bloody mary çocuğunu ben çaldım deyince geliyor. (geliyor da ne oluyor?) bu da baya acıklı bir hikaye.
3- kokteyl. domates suyuyla filan yapılıyor pek güzel ben sıcak akşamlarda içmeyi çok seviyorum. sevgiliyle / arkadaşlarla oturup muhabbet ederken pek güzel gidiyor. bugün kafama takılan dandik şey şu; ben bu kokteyli ayıla bayıla pek severek içerken aklıma hiç ismini nerden aldığı geliyor mu? hayır. insanlar zamanında bi sürü acı çekmişler mesela bu kraliçe olan mary bi dolu çocuk düşürmüş. (zor zamanlarmış)
ama umrum mu? yine hayır. en azından şu anda umrumda olsa da içkimi içip muhabbet ederken hiç aklıma gelmiyor.
eşkıya filminden bi replikle bitireyim o halde;
çok acaip bi dünya bu be.
19 Ağustos 2008 Salı
bavul meselesi
şimdi ben gittim geldim işte 5 güncüklük tatilime, şimdi de annemlerin yanına örene gidiyorum. eşek kadar oldum hala iş yok güç yok zira. bu akşam 23.05 e biletim alındı.
fakaat
ortalıkta ne bavul var ne bişey? götürüceğim giysileri seçtim koydum yatağın üstüne öööylece duruyorlar. daha cevahire gidicem çağrıyı öpücem biraz. pazara kadar yokum çünkü pazara kadar öpemicem o da gelemez bunun hastanesi var spor salonu var askerlikle ilgili bilimum işlemleri var. yok gelemez mümkün değil.
aslında demek istediğim şu; ben bu bavul hazırlayamama olayını rüyalarımda çok görürüm; otobüse veya uçağa bişeye yetişmem gerekiyordur ama bavulumu bir türlü hazırlayamam, yanıma almam gereken pek çok şey vardır toparlanamam bir türlü uçak kaçar otobüs kaçar. (genellikle uçak kaçar oh yeah senelerdir yurt içinde seyahat namına yaptığım örene gitmek , en fazla 3 4 günlüğüne, o da babamların arabada arka koltukta uyuyarak gerçekleşiyor genelde) (hahaha hatta yakın zamana kadar klimasız emektar bir arabamız olduğu için ona da gitmeyi reddediyordum her ne kadar güneşli ülkeleri sevsem de hava cok sıcak olunca cok mutsuz oluyorum hayattan beziyorum)
bugünkü bavul hazırlama isteksizliğimle rüyalarımı gerçeğe dönüştürüyorum gerçekten.
yazı çok karışık oldu, kafam da çok karışık zaten.
fakaat
ortalıkta ne bavul var ne bişey? götürüceğim giysileri seçtim koydum yatağın üstüne öööylece duruyorlar. daha cevahire gidicem çağrıyı öpücem biraz. pazara kadar yokum çünkü pazara kadar öpemicem o da gelemez bunun hastanesi var spor salonu var askerlikle ilgili bilimum işlemleri var. yok gelemez mümkün değil.
aslında demek istediğim şu; ben bu bavul hazırlayamama olayını rüyalarımda çok görürüm; otobüse veya uçağa bişeye yetişmem gerekiyordur ama bavulumu bir türlü hazırlayamam, yanıma almam gereken pek çok şey vardır toparlanamam bir türlü uçak kaçar otobüs kaçar. (genellikle uçak kaçar oh yeah senelerdir yurt içinde seyahat namına yaptığım örene gitmek , en fazla 3 4 günlüğüne, o da babamların arabada arka koltukta uyuyarak gerçekleşiyor genelde) (hahaha hatta yakın zamana kadar klimasız emektar bir arabamız olduğu için ona da gitmeyi reddediyordum her ne kadar güneşli ülkeleri sevsem de hava cok sıcak olunca cok mutsuz oluyorum hayattan beziyorum)
bugünkü bavul hazırlama isteksizliğimle rüyalarımı gerçeğe dönüştürüyorum gerçekten.
yazı çok karışık oldu, kafam da çok karışık zaten.
6 Ağustos 2008 Çarşamba
3 Ağustos 2008 Pazar
şiire verdim kendimi, hep sıkıntıdan
seviyorum bu "sevdiğim kadın adları gibi" şiirlerini, akgün akova ya aitler.
'ayça' mesela;
...
ağlayınca çaldıran savaşı'nda yaralanan bir ata benziyorsun
sen benim yavuz sultan selim'in seyisi olduğumu
biliyor musun ayça desem
...
sonra 'şehrazat', çok severim, eski bloguma da yazmıştım, yıllar oldu;
...
sehrazat duyuyor musun
duyuyor musun
adin fisildaniyor tütsüler yakilan bir sarayda
öyle masal daginigi ki yüregin
askin gittigi yeri bil
nerede bittigini bilme.
...
veya benim olan, hiç sarışın olmadığım halde, 'yasemin';
...
çimenlerin içinde bekledim seni sırtı dikenli bir böcek gibi
orkidelerin arasında kara nanelerin fesleğenlerin
kardelenlerin köklerinde ve yapraklarında
arıların ayak izlerini taşıyan gelinciklerin
sonra yasemin, güzelim, senin son yaprağın aşktı
...
lale müldür, daha sonra. goya yok, gitti.
'ayça' mesela;
...
ağlayınca çaldıran savaşı'nda yaralanan bir ata benziyorsun
sen benim yavuz sultan selim'in seyisi olduğumu
biliyor musun ayça desem
...
sonra 'şehrazat', çok severim, eski bloguma da yazmıştım, yıllar oldu;
...
sehrazat duyuyor musun
duyuyor musun
adin fisildaniyor tütsüler yakilan bir sarayda
öyle masal daginigi ki yüregin
askin gittigi yeri bil
nerede bittigini bilme.
...
veya benim olan, hiç sarışın olmadığım halde, 'yasemin';
...
çimenlerin içinde bekledim seni sırtı dikenli bir böcek gibi
orkidelerin arasında kara nanelerin fesleğenlerin
kardelenlerin köklerinde ve yapraklarında
arıların ayak izlerini taşıyan gelinciklerin
sonra yasemin, güzelim, senin son yaprağın aşktı
...
lale müldür, daha sonra. goya yok, gitti.
1 Ağustos 2008 Cuma
euthanasia - Hassan El Ouazzani
Because in my heart I preserve cities,
eyes, women, stars,
paths, clouds and histories of oblivion
goya nerede? üşeniyorum hala resim eklemeye o yüzden.
eyes, women, stars,
paths, clouds and histories of oblivion
goya nerede? üşeniyorum hala resim eklemeye o yüzden.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)