nasıl oluyor da, bu hastane temalı dizilerde (bir er olsun chicago hope olsun ne bileyim scrubs filan) ölmek üzere olan hastalar hiç korkmadan yataklarında yatabiliyorlar. öleceğini kabullenmek bu kadar kolay mı yani? neden tepinip ağlamıyorlar ölmek istemiyorum diye? rezil olmaktan mı utanıyorlar acaba dicem ama niye utanasın yani öleceksin 2 - 3 güne, en fazla böyle de bi gerizekalı vardı diye hatırlarlar.
ben olsam çok korkardım.
31 Mayıs 2008 Cumartesi
27 Mayıs 2008 Salı
historia de una gaviota y del gato que lo enseño a volar
bir martının ve ona uçmayı öğreten kedinin hikayesi - c1 in zorunlu kitabı ama öyle güzel ki, can yayınlarından çıkmış türkiyede de; luis sepulveda'nın.
"
- anne! diye cikledi yavru martı.
zorbas ne diye cevap verse bilemedi.
siyah renkli bir kedi olduğunu biliyordu, ama heyecan ve utançtan lila renkli bir kediye dönüştüğünü sandı.
"
ne tatlı yarabbim, heyecandan lila renkli oluveren büyük siyah ve şişman bir kedi.
"
- anne! diye cikledi yavru martı.
zorbas ne diye cevap verse bilemedi.
siyah renkli bir kedi olduğunu biliyordu, ama heyecan ve utançtan lila renkli bir kediye dönüştüğünü sandı.
"
ne tatlı yarabbim, heyecandan lila renkli oluveren büyük siyah ve şişman bir kedi.
25 Mayıs 2008 Pazar
wicca for beginners
böyle bi sitede karşıma weight loss spell diye bişey çıktı.
dolunayın küçülmeye başladığı ilk gecede çember çizip beyaz bir mum ve sandal ağacı veya vanilya kokan bir tütsü yakıyormuşuz. (sonra vanilya yüzünden canımız pasta istiyormuş. hah.)
kırmızı bir mumun üstüne de ortasından düz çizgi geçen çarpı işareti şeklinde bir rün çiziyormuşuz. bu çiziktirdiğimiz mumu paçuli yağına bulayıp yakıyormuşuz. sonra da şu şiiri okuyormuşuz;
"Goddess of the Moon, I seek Thy power.
Help me now, in my needful hour.
By the silvery light of the waning moon,
My body's girth is decreasing soon.
As the moon wanes this night,
So does my body, until it's right.
Empower me Goddess, with all your might,
That the outcome is mine on this very night!"
fakat bununla da bitmiyormuş, ay küçüldüğü sürece bu proses devam ediyormuşuz.
çok eğlendim.
salemdeki cadılar da mı bi kilo verme sevdasına zayi oldular acaba?
dolunayın küçülmeye başladığı ilk gecede çember çizip beyaz bir mum ve sandal ağacı veya vanilya kokan bir tütsü yakıyormuşuz. (sonra vanilya yüzünden canımız pasta istiyormuş. hah.)
kırmızı bir mumun üstüne de ortasından düz çizgi geçen çarpı işareti şeklinde bir rün çiziyormuşuz. bu çiziktirdiğimiz mumu paçuli yağına bulayıp yakıyormuşuz. sonra da şu şiiri okuyormuşuz;
"Goddess of the Moon, I seek Thy power.
Help me now, in my needful hour.
By the silvery light of the waning moon,
My body's girth is decreasing soon.
As the moon wanes this night,
So does my body, until it's right.
Empower me Goddess, with all your might,
That the outcome is mine on this very night!"
fakat bununla da bitmiyormuş, ay küçüldüğü sürece bu proses devam ediyormuşuz.
çok eğlendim.
salemdeki cadılar da mı bi kilo verme sevdasına zayi oldular acaba?
22 Mayıs 2008 Perşembe
gece
insanın içini bunaltan sıcak yaz günleri eli kulağında, biliyorum. ama böyle geceler de öyle güzel ki. eskiden ben küçükken kışı daha çok severdim -gotikduğmbılekmetal dinlediğim zamanlara denk gelir- o zaman farklı bir gerçekliğe aittim sanki ( en sevdiğim doğa olayı kar, en sevdiğim masal karlar kraliçesi idi - en sevdiğim doğa olayı halen kar) , haksızlık etmeyeyim hala seviyorum istiyorum hava soğusun melankoli bassın memleketi.
ama işte zamanla - bi de soğuk memleketlerdeki bi kaç minik deneyimimden sonra- farkettim ki, ben o ülkelere ait değilim. ruhum zaten yeterince sıkıntılı, bir de ışıksızlığa dayanamam, bunu dengelemem lazım, güneş görmem lazım, güneş güzel çünkü, güneş gören şehirler de güzel. o şehirlerin / ülkelerin insanları da güzel. oralarda ada vapurları yandan çarklı; soğuk memleketlerde değil. soğuk memleketlerde en fazla tramvaylar filan vardır, onlar da çın çın ötmez.
güneş altında kararmaktan - sıcaklamaktan hoşlanmasam da, aslında sanki herşey, bütün mevsimler, böyle güzel ılık geceler ve güneşli nisan günleri gelebilsin diye var. berbat sıcak yaz günlerine katlanabilirim ben böyle geceler için.
belki bu gece dünyadaki güzel hislerin en olgun olduğu andır. sonra çürür ve acılaşırız hep beraber.
ama işte zamanla - bi de soğuk memleketlerdeki bi kaç minik deneyimimden sonra- farkettim ki, ben o ülkelere ait değilim. ruhum zaten yeterince sıkıntılı, bir de ışıksızlığa dayanamam, bunu dengelemem lazım, güneş görmem lazım, güneş güzel çünkü, güneş gören şehirler de güzel. o şehirlerin / ülkelerin insanları da güzel. oralarda ada vapurları yandan çarklı; soğuk memleketlerde değil. soğuk memleketlerde en fazla tramvaylar filan vardır, onlar da çın çın ötmez.
güneş altında kararmaktan - sıcaklamaktan hoşlanmasam da, aslında sanki herşey, bütün mevsimler, böyle güzel ılık geceler ve güneşli nisan günleri gelebilsin diye var. berbat sıcak yaz günlerine katlanabilirim ben böyle geceler için.
belki bu gece dünyadaki güzel hislerin en olgun olduğu andır. sonra çürür ve acılaşırız hep beraber.
21 Mayıs 2008 Çarşamba
geçmiş mi geçmemiş mi?
geçen yaz bi ara telefonumun hafıza kartında sorun olmuştu, yaklaşık 2000 mesaj da havaya uçmuştu baya üzücü bi andı benim için.
sonra geçenlerde telefonun hafızası dolunca tekrar denedim hafıza kartını ve, voila; geçen sene temmuza kadarki sürede gelmiş olan bisürü mesajla dolu bi telefon.
sonra işte eski mesajları silmeye çalışırken yeşimin mesajını buldum, bu çocuk senden hoşlanıyo temalı olan. sonra çağrının attığı ilk mesaj, o anki heyecanım, başlangıca dair her şey.
seni seviyorum bitanem, hep sevicem.
sonra geçenlerde telefonun hafızası dolunca tekrar denedim hafıza kartını ve, voila; geçen sene temmuza kadarki sürede gelmiş olan bisürü mesajla dolu bi telefon.
sonra işte eski mesajları silmeye çalışırken yeşimin mesajını buldum, bu çocuk senden hoşlanıyo temalı olan. sonra çağrının attığı ilk mesaj, o anki heyecanım, başlangıca dair her şey.
seni seviyorum bitanem, hep sevicem.
18 Mayıs 2008 Pazar
leucojum aestivum
bu isimde bir çiçek yetişiyormuş bahçeşehirde, alzheimer ın tedavisi için çok önemli bir göl soğanı imiş. bir demet toplasam da terry pratchett a götürsem. o da onları yese (ofkorz) , iyileşse. hiç hiç ölmese. benim bunu hatırladıkça gözlerim dolmasa, ağlamaklı olmasam.
umut dünyası işte.
umut dünyası işte.
15 Mayıs 2008 Perşembe
si fuera...
bugün kursta böyle bir kalıp öğrendik; mesela işte eğer bir x olsaydım y olurdum gibi; örnekte müslüm gürses i yapmışlardı (zannediyorum cervantes in meşhuuur hocası juan manuel real espinosa nın elinden çıkma bir hadise - ki minik beynimi çalıştırıp kağıdın sağ alt köşesine bakınca ismini gördüm, evet, o)
eğer bir içecek olsaydım rakı olurdum
vücudun bir parçası olsaydım bıyık olurdum filan diye gidiyordu, çok eğlenceli falan neyse.
hemen kendime uyarladım
eğer bir his olsam anksiyete olurdum (genel gidiş onu gösteriyor, hastayım yaşıyorum görünmez anksiyetemle)
eğer bir hayvan olsam balık olurdum (balık balık bakmaya devam etmek için, arı olmazdım onlar çok çalışkan oluyor)
veeee aklıma bu kadarcık geldi.
bi de, salamancadaki ispanyolca kursuyla burdakinin aynı şekilde kokması ilginç. sabahları kalkıp kursa gelince ispanyaya gelmiş gibi hissediyorum, bizim evden taksiyle 15 dakika.
eğer bir içecek olsaydım rakı olurdum
vücudun bir parçası olsaydım bıyık olurdum filan diye gidiyordu, çok eğlenceli falan neyse.
hemen kendime uyarladım
eğer bir his olsam anksiyete olurdum (genel gidiş onu gösteriyor, hastayım yaşıyorum görünmez anksiyetemle)
eğer bir hayvan olsam balık olurdum (balık balık bakmaya devam etmek için, arı olmazdım onlar çok çalışkan oluyor)
veeee aklıma bu kadarcık geldi.
bi de, salamancadaki ispanyolca kursuyla burdakinin aynı şekilde kokması ilginç. sabahları kalkıp kursa gelince ispanyaya gelmiş gibi hissediyorum, bizim evden taksiyle 15 dakika.
10 Mayıs 2008 Cumartesi
postsecret.com
bu aralar postsecret a cok sık bakıyorum - yeni keşfettim, çok sevdim.
ben de bişi yazmak istedim buna benzer.
"eski türk filmlerini izlerken ağlıyorum."
ve yazdım, buraya yazabileceğim en uygun şeydi.
ben de bişi yazmak istedim buna benzer.
"eski türk filmlerini izlerken ağlıyorum."
ve yazdım, buraya yazabileceğim en uygun şeydi.
4 Mayıs 2008 Pazar
madrid ucagi
dün gece, rüyamda, madrid'e gitmem gerektiğini gördüm. uçağa binmem gerekiyor ama ben ağlıyorum ağlıyorum gitmek istemiyorum. çağrı geleceğini söylüyor ama gelmicek biliyorum her şey kötü gidecek ve gelemicek.
o uçağa tekrar tek başıma binmek istemiyorum, çok korkuyorum.
ben artık sahiden hiç bi yere tek başıma gitmek istemiyorum.
o uçağa tekrar tek başıma binmek istemiyorum, çok korkuyorum.
ben artık sahiden hiç bi yere tek başıma gitmek istemiyorum.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)