24 Aralık 2009 Perşembe

bir keyder masalı

çağlar keyder - arkadaşlar hala zamanınız varsa sağlık sektörüne geçin ingilterede pratisyen hekimler senede yüzbin sterlin kazanıyorlar

djelibeyb - alo? çağrı? kalkkalkkalkkalk gidiyoruz oturduğumuz hata.

böyle bi şey olmuştu geçenlerde

17 Aralık 2009 Perşembe

oh what a night

dün gece aklıma bloguma yazacak güzel bir şey gelmişti ama sonra unuttum.

5 Aralık 2009 Cumartesi

günün salaklığı

1- laptop un açma düğmesine basmak
2- açılmasını beklerken üzerinde daha önce hiç basmamış olduğum düğmelerin olduğunu farketmek ve hepsine sırayla teker teker basmak.
3- sırayla bastığımız bu düğmelerden birinin üzerinde yanıp duran mavi ışığın bu süreçte sönmesi
4- bilgisayarın açılması
5- bilgisayarın kablosuz ağı görememesi
6- modem bozuldu sanıp modemi kapatıp açmak
7- geri zekalılığın güneş gibi doğması,
8- minik mavi ışığın olduğu düğmeye tekrar basmak
9- birdenbire(!) bilgisayarın kablosuz ağı tekrar görmesi
10- bravo bana

6 Kasım 2009 Cuma

artık büyük bir kızım

dün ilk defa tek başıma sinemaya gittim, o kadar deneyimsizim ki mısırı yerlere döktüm kutunun dibinde kalanlardan bi tanesini boğazıma kaçırdım 3d gözlüğü oturduğum yerde unuttum filan.

ama bir şey olmuyormuş tek başına sinemaya gidebilirmiş insan. bunca sene gitmediğime yanayım.

-

ders çalışmam lazım ama deli gibi oyalanıyorum en iyisi evden çıkıp tünel starbucks a sığınmak. dizi dizi inciyim procrastinate te birinciyim.

14 Ekim 2009 Çarşamba

icat çıkarmak istiyorum

fahrettin demir söylerdi, icat çıkarmayın diye.

ben bir icat çıkarmak istiyorum,
icadım; sadece kağıda temas ettiğinde yazan, elimizde uçu açık halde bişeyler okurken kıyafetlerimizi boyamayan kendi kendimize artificial ben veya bıyık yapamadığımız bir marker kalem.
nasa uyuma dalgın insanlara sahip çık.

25 Eylül 2009 Cuma

kiboş

küçükken kibariyeyi zayıf - sarı saçlı olduğu için ve makyaj yaptığı için çok güzel bulurdum. yani gerçekten güzel geliyordu bana kibariye, halıda yüzüstü yatıp bi gazetede kibariyenin resmine bakarken annemle bunu konuştuğumuzu hatırlıyorum.
- anne kibariye güzel değil mi?
- saçmalama neresi güzel?
nasıl güzel olmayabileceğini aklım almamıştı. yani işte zayıftı, sarı saçlıydı göz kapaklarını maviye boyuyordu.
daha neye ihtiyacı olabilirdi ki bir insanın güzel olmak için? annem kibariyeye bok atarak neyi hedefliyordu?
barbie bebeklere sabitlenmiş güzellik algısı benim gibi kaç gerizekalıyı etkiledi, kaç saf salağa sarışın olduğu rüyalar gördürdü allah bilir.
(bu yaz perukçuda sarı uzun bir peruk denedim, aynadan bana başka bi kadın baktı. her zaman ve eşek kadar olmama rağmen hala kendimden kız olarak bahsederim ama o sarı peruğu taktığımda bana bakan bir kadındı)

politik olarak doğru olmak için aslında kibariyenin ruhu güzel muhabbetine girebilirdim ama midem çok kötü yine, uğraşamıcam. hem kibariye bir zamanlar zayıfmış lan?

bunu çağrıya anlatmıştım daha önce, perşembe günü eve dönerken takside kim bilir çaldı. o zaman tekrar hatırladım.
"ufkumda batan güneş bir daha doğacak mı ah ben ne kadar dertli olacağım kim bilir?"

23 Eylül 2009 Çarşamba

araba kullanmak

araba kullanmayı öğreniyorum, okula gidebilmek ve daha da önemlisi geri dönebilmek için. ikinci öğretim öğrencisiyim, acım büyük.
ve araba kullanıyor olmama bir sebepten çok seviniyorum; bir zombi salgını halinde arabayla kaçabilirim, öbür türlü hemen ölürdüm.

ispanyolcada fingir diye bir fiil olduğunu biliyor muydunuz? no voy a fingir, fingirdemeyeceğim anlamına gelmiyor ama, keşke öyle olsaydı.
fingir demek pretend demek.
bir de ispanyolca rana kurbağa demek.

23 Ağustos 2009 Pazar

bu sene geçen sene olduğumdan daha zekiyim

geçen sene yine bir şekilde tam ramazan zamanı karşılaştığım ve sahuru beklerken beynimi yırttığım bişi vardı einstein quiz diye.
geçen sene çözememiştim bu sene çözdüm.
sonuç; geçen seneye de böylee koyaaarlaar.

18 Haziran 2009 Perşembe

yeni (bir) dünya

seyahatime sadece 2 gün kaldı, amerika kıtası, bana neler vaat ediyorsun? heyecanla midemi burduğun kadar var mısın? seni de avrupayı sevdiğim kadar sevecek miyim? sevdiğim adamı özlememe değecek misin? bana hangi şarkı-lar seni hatırlatacak?(bu konuyla ilgili bir post yazmalıyım, şehirlerle/ülkelerle/yerlerle özdeşleştirdiğim şarkılar)

korkmayıp uçağa binebilirsem eğer, bu sorulara cevap verebileceğim.

bu arada troy u dinliorum, genç ve korkusuzken dinlediğim bir şarkı, bilenler bilir. -bazen neden düşüncelerimin belli bir çizgide ilerlemediğini merak ediyorum, sonra hemen geçiyor çünkü başka birşey düşünmeye başlamış oluyorum çoktan.-
yalan söylüyorum, genç olduğum bir dönem oldu hayatımda ama korkusuz olduğum hiç olmadı, büyük bir korkak ım. ama, keşke, sadece aklım korksa, vücudumun da aklımla beraber korkması bu kadar gerekli mi?

1 Haziran 2009 Pazartesi

pride and prejudice

eğer filminde şu dudaklarını öne uzatıp duran koca kafalı kız oynamasaydı başlıkta adını zikrettiğim kitabı okumak isterdim. şimdi okusam, sürekli gözümde o kız canlanacak ve karakteri sevemeyeceim. sense and sensibility yi okurken de gözümün önünde kate winslet ler alan rickman lar uçuşmuştu. sensensenbiliti.

dipnot: melisle ali evleniyor!!!!!!!! düğünde beyaz güvercinler uçurmayı ve melisin makyajını yapmayı düşünüyorum. funny girl - (barbra streisand strikes back) .

dipdipnot: clara yı seviyorum.

8 Mayıs 2009 Cuma

gün kararınca boynum bükülür

bu aralar iyi değilim hiç. her akşam kullandığım mutluinsan:) ilacı da bu dönemlerde işe yaramıyor. doktorum demişti ki 2 ay önce böyle olduğumda; insan bazen mutsuz olur djeli, insan bazen mutsuz olur.

akşam olunca, canım gerçekten çok sıkılıyor, aslında gün ağarınca boynu bükülüyor ya ayşegül aldinç'in, benim gün batınca oluyor bu. kaçabileceğim hiçbir yer de gelmiyor aklıma, teselli de yok. (birazdan ölecekmişim gibi bir manzara yarattım biliyorum ama geçiyor bu durum sonra - hep geçti bu sefer de geçer elbette)

üstelik yapmam gereken çok şey var ve benim hiçbirine cesaretim yok. çekingen bir kurtadamım ben, -şu depresif halimin dolunayla bir ilgisi olduğunu düşünüyorum kurtadam göndermesi oradan ileri geliyor- .

günün sözü; gündüz insan gece hırt.

3 Mayıs 2009 Pazar

her gün her gece

2,5 senedir seni seviyorum, 2,5 senedir pazar kahvaltılarını senden uzakta yapmak canımı sıkıyor.
sen şimdi ders calısıyorsun, ben 2,5 sene boyunca birini sevebileceğimi hiç düşünmemiştim.
kim bilir bunu ne zaman okuyacaksın bitanem.
sevgilim, yorulunca yüzünün bembeyaz olmasına dayanamıyorum.

15 Nisan 2009 Çarşamba

tam uyumak üzereyken ben

bu sene çok hastalandım, neden bilmiyorum.

yine hastayım, evde uykuyla uyanıklık arasında yatıyorum, geçen pazartesi günü. anneannem bizde. yanımdaki koltukla annemle oturmuşlar ve annem anneanneme google earth den burhaniye ve edremit fotolarını gösteriyor.
sonra işte o uykuyla uyanıklık arasındaki tuhaf anda, kulağımda edremit akçay ören hikayeleri, gözümün önünde bir an beliriyor.
hani yaz vakti, arabayla denize giderken veya yazlık bir yerde deniz kenarından geçerken, denizin üstü parlar, ışıklar oynar -şavkır denilebilir mi? bu kelime bu ana çok uydu- uzaktan plaj sesleri gelir. tam olarak o an. arabayı istediğimiz an durdurup denize girebilirmişiz. (uyku arabasını durdurup) .
google da arasam denizin öyle parladığı bir anın resmini bulabilemem, google öyle bir şey değil.

12 Nisan 2009 Pazar

bir zamanlar çok gittiğimiz ama sonra bir daha hiç gitmediğimiz ve asla da gidemeyeceğimiz yerlere ne olur? o yerlerde bizden bir şeyler kalır mı? yorgunluğumuz, sesimiz, düşüncelerimizden parçalar... demek istediğim, bizim o yerleri hatırladığımız gibi o yerler de bizi hatırlıyorlar mı? ben onları adım adım tanıyorsam onların da benim adımlarımı tanıyor olmalarını isterim.



bugün çağrıların apartmanda merdivenlere oturmuş bekliyordum ve orası aynen ana blanconun evi gibi kokuyordu. sonra bütün gün o koku beni takip etti. nasıl da günleri saymıştım oradayken, çağrıyı görebilmek için.

13 Mart 2009 Cuma

limonlu cheesecake

anneannemin annesi lokma dökermiş, anneannem peynir tatlısı yapardı yakın zamana kadar;
annem çikolata soslu kek ve paris kurabiyesi yapar; o çok sever, ben sevmem.
ben de limonlu cheesecake yapabiliyorum. ama lokma dökemiyorum/yapamıyorum.
ya günün birinde lokma yapmayı bilen herkes ölürse ve böyle saçma sapan global tatlara mahkum kalırsak? çocuklarımıza çok mu korkunç bir gelecek bırakıyoruz acaba?

5 Mart 2009 Perşembe

havaş

bugün havaş otobüslerinin yanından geçtim, yanımda pasaportum vardı, pasaportumda da cillop gibi 32 yıllık schengen vizem.
gidebilirdim aslında?

14 Şubat 2009 Cumartesi

fuar fikrim - istanbulun güzide taksicileri

son 3 haftadır bir fuarcılık şirketinde çalışıyorum. çalışırken çalışırken aklıma şöyle bir fikir geldi;

bir fuar düzenleyeceğim, bu fuarda standlarda duranlar müşteriler olacak. en büyük alanı en zengin müşteriler satın alacak, satıcılar da ziyaretçi olarak gelecek. gıcır gıcır dayalı döşeli standlarda duran müşterilere bir şeyler satmaya çalışacaklar, daha arkada kalan ve küçük standların pek yüzüne bakmadan geçecekler. yani; parayı veren düdüğü çalacak*, ne yapalım hayat böyle.

şu anda kafamın iyi olduğu nereden belli?

*nasrettin hocayı severim.


-


işimi seviyorum. ama işim beni seviyor mu ondan pek emin değilim.


-


taksicilerden bahsetmek bambimin taksicilerle ilgili postunu okuduktan sonra aklıma geldi. bunlar da benim karşılaştığım tuhaf/korkunç/ohgodwhatthefuck taksi şöferleri - hatırlayabildiklerim elbette;

* galatasaray'ın tribün liderlerinden olan;zamanında leedsli holiganların ölümünden sorumlu tutulup 1 yıl hapiste yatmış, aslan kafası dövmeli çılgın taksici abi. saygılar. önümü ilikledim de yazıyorum. töbe töbe.

* dia dan bugün diabrau diye bir bira aldım çok süpermiş.

* sevgililer gününde evde oturup dia dan aldığım birayı içiyorum, daha kötüsü, eskiden bu tuhaf gelmezdi? aslında bi taraftan hala tuhaf gelmiyor ama bugün işte sevgililer günü şöyle sevgililer günü böyle muhabbeti dinledim, insan yaşadığı yere benziyormuş sahiden. neyse diabrau gerçekten şahaneymiş.

* bira içmek hiç hoşuma gitmiyor aslında. ama dia da biranın alternatifi rakı ve şaraptı. şarapla uğraşamam şimdi. rakı da sevmem.

* taksiciler.

* kızının az kalsın kötü yola düşeyazdığını ve çeşitli silahlı maceralarını anlatan mhp ilçe başkanlığı bişeysi yapmış abi.

ay sinirim bozuldu yazamıcam daha fazla.

12 Ocak 2009 Pazartesi

marie antoinette

marie antoinette in aslında "ekmek bulamazlarsa pasta yesinler" sözünü hiç söylemediğinin bilindiği bir devirde yaşadığım için mutluyum.

11 Ocak 2009 Pazar

gribal

babam grip, çağrı da öyle. dün gece boğazımda komik bir gıdıklanma hissi ve sırt/omuz ağrısıyla bende de başgösterdi. (kendime bir eşanlamlılar sözcüğü alacağım) sabahtan beri babamla belirtileri karşılaştırıyoruz. boğaz ağrısı ile başlayıp öksürükle devam eden şirin bir hastalık şimdilik.





-

bu teblöyü 2 yaz önce pradoda tek başıma gezerken görmüştüm. ve çok çok gülmüştüm çok talihsiz bir durum söz konusu çünkü.

bu şık beyler ve hanımlar ispanya kralı 4. charles(carlos) ve onun ailesi. ama hanımlardan biri baska tarafa bakıyor. ne yazık! fotograf çekilirken gözü kapalı çıkmak gibi bu.

arkada da goya, karanlıklarda.

6 Ocak 2009 Salı

güzel bir gecenin ardından, elimde midemle oturuyorum.